Depeche Mode
Türkiye’de çok fazla popüleritesi olmayan bu grubu ben bir nebze de olsa kendi çevreme bu blog arayıcılığıyla ben bıraktığı hisleri anlatma çabasına girişeceğim.
Öncelikle bana “Birader sen nereden ilk keşfettin onları, nasıl onların dünyasına dahil oldun?” şeklince soracak olursanız şöyle anlatayım ufak hikayeyi. Biliyorsanız genel olarak Depeche Mode Enjoy the Silence ve Personal Jesus gibi şarkılarla kendini dünyaya tanıttı. İlk adımı “Just Can’t Get Enough” ile attığını da söyleyebiliriz. Bende ise durum birazcık farklı gelişti. Her nereden geldiyse iPod’umda bir “Freelove” buldum. Bu şarkı, bazen beni ağlatma derecesine getirebilmesine, bana o kadar dokunabilmesine rağmen Depeche Mode’u araştırma diğer şarkılarını bulma çabasına girmedim. Belki Freelove can get enough for me idi. Lise sonu, üniversiteye geçiş yazında babamın kasetlerindeki parçalar beni daha kendine çekmeye başladı ve güzel bir 80ler arşivi yapma kararı aldım. Tabi ki araştıracağım ilk grup Depeche Mode olacaktı. Sağ olsun torrent arkadaşımızdan kendilerinin tüm diskografisini indirdim ve dinlemeye başladım. Kulağımın aşina olduğu bir iki parça dışında çok sevemedim aslında başta. Ama garip birşeydir ki eğer şarkıları müzik çalarınıza atmışsanız ve şarkılarından herhangi biri, siz şarkıyı değiştirmeye müsait olmadığınız bir anda yarıya kadar çalmışsa işte durum o zaman sıkıntı. Öyle acayip bir kimyası varki depeche mode’un o nakarat kısmı beyninizi iki gün boyunca yiyebiliyor. Daha önce şarkıyı sevmemiş olsanız bile o günden itibaren günde 40 defa dinliyorsunuz. Şahsen bende Lilian, Suffer Well, In Chains bu etkiyi yaptı.
Şarkıların bu fiziksel yapısının yanı sıra Martin Gore abimizin sahip olduğu lirik yazma yeteneği bu şarkıları inanılmaz bir boyuta çıkarıyor. Bazen sormuyor değilim, sen hangi kafada yazdın arkadaş bunu? Bu adamın alkolik olması bana hiç şaşırtıcı gelmedi şahsen bana. Özellikle “Never Let Me Down Again” i bir viski veya kokain’e yazdığını çok rahat cümlelerden anlayabilirsiniz.
Velhasıl Depeche Mode benim hayatımdan öyle bir yer edindi ki artık duygularım Dave Gahan’ın sesi, Martin Gore’un lirikleri olmadan yapamıyorlar.
Bir kaç dip not düşmek gerekirse Depeche Mode, ilk olarak Martin Gore, Andy Fletcher ve Vince Clark tarafından “Composition of Sound” adıyla 1980 yılında kurulmuştur. Lakin Martin Gore’un haricinde liriklere daha anlam katacak onları daha mükemmel kılacak olan bariton ses Dave Gahan’ı bulmuşlar - çokta iyi yapmışlar. Ne yazık ki Vince Clark '82 de gruptan ayrıldı. 1983'te kendilerine 1993'e kadar eşlik edecek Alan Wilder dahil oldu. Hepsinin kendilerine ait yetenekleri olması rağmen Dave Gahan, Alan Wilder (Recoil) ve Martin Gore'un çıkardıkları solo albümler bekleneni verememişlerdir. Bu yüzden Depeche Mode bir bütündür, parçalanamaz. Ayrıca abilerin 13 tane stüdyo albümleri bulunmaktadır. Son olarak 2013’te Delta Machine’i piyasaya sürdüler.
-Orhun, 2015
