Sene: 1925
Yerler: İstanbul, Türkiye - Meksika - San Sebastian, İspanya
Bir gün yine bizim Ragıp Abinin yerinde, Avrupa’nın merkezinde Eminönün’de demleniyordum. Demleniyordum, çünkü dertliydim. Arkadaki plakta çalan "Tanju Okan - Tek Dostum"la dertlerime ortak oluyor yükümü hafifletmek için o da çaba sarfediyordu. Osmanlı’nın kötü gidişatı beni gerçekten çok üzüyordu. Hegemonyam altındaki İpek yolu ve baharat yolu, lanet coğrafi keşiflerden beri her geçen gün The Wall Street’te değer kaybediyordu. Sanmıyordum buradan gelecek paranın benim jetin yakıtına yeteceğini.
Hemen her zaman olduğu gibi zehir düşüncelere dalacaktım ki, ayyaş Belçikalının biri güzelim masanın üstüne düştü. Ne kadar meze, ne kadar rakı varsa anasını avradını s*****ten sonra s***** olup Ragıp abinin mekanından çıktı. Moralim daha da bozulmuştu, her şey yine boka sarıyor gibiydi. Düzelecekti biliyordum çünkü içimde bir anda şu sorunun cevabını aramaya başlamıştım “Peh bu kansız p******k ne içmişti de benim masaya bodoslama girdi?” Cevap basitti aslında “Bira”. İşte tam o anda anladım. Alkol işine girecektim ama kültürel takılmayacaktım, bunlara rakı verirsek Belçika’nın o güzelim sokaklarında suç oranı delikanlılıkla birlikte doğru orantılı bir şekilde arttırabilirlerdi.
iPhone’umdan o güzel bira için gerekli elementlerin madenini buldum. Jeti hazırlaması için Selahattin'e emri verdim. Rotamız Meksikaydı.
Kafamdaki bira şu şekildeydi. Öyle bir bira üretecektim ki insanlar bunu hem kafa olmak hem de güzel fast foodlarının, pizzarının yanına sipariş edebilecekleri hafif bir lezzet olacaktı. Lanet Belçika pazarındaki gibi vodka oranı içeren bir bira olmayacaktı.
Zaman geçmeden bir kimyager ve gıda mühendis ile anlaştım. Bu arkadaşlar üretecek bende tasarım ve pazar işlerine bakacaktım.
Elemanlar "La cervaza mas fina" üretimindeyken ben San Sebastian’da güneşleniyordum yani iş icabı. Elimde biramı hissetmeye çalışıyordum. Bir anda San Sebastian’ın güzelim kumsalını biramla bağdaştırdım. Sarı sarı. O güzel San Sebastian kumsalının dalga ve gökyüzüyle buluştuğu gibi biramda ambalajıyla buluşacaktı. Renkler tabi ki hazırdı. Beyaz, mavi ve biranın sarısı.
Krallar gibi bir bira olacağından tacı ortaya koydum, sağ ve solada kimyager ve gıda mühendisini sembolize eden mitolojik canlılarıda yerleştirdim ve adına “CORONA” dedim. İşte o yıl bu yıldır Belçika biralarına koyuyoruz.
Orhun, 1925-30/6