29 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Kıs Günü Kütüphanede Kitap Okurken Aklımdan Geçenler ...

   

 Ben bir kartanesiyim, gökyüzündeyim, rüzgar beni savuruyor şeklimin eşi ve benzeri yok. Ben bir taneyim, ya bir çatıya ya bir ağaca ya da bir kaldırıma çarpıp dağılacağım ya da donup buz olacağım. En sonunda da eriyip su olacağım, belkide savrulurken gelip yüzüne saçına eline konacağım ve sıcaklığında eriyip sana karışacağım.



Rıdvan, 29/7

28 Temmuz 2015 Salı

Plak'ımın İgnesi

....
1- Barış Akarsu - Gözlerin

2- Erkin Koray - Öyle Bir Geçer Zaman ki


3- Edip Akbayram - Hasretinle Yandı Gönlüm


4- Barış Akarsu - Islak Islak


5- Tanju Okan - En İyi Dostum


6- MFÖ - Benim Hala Umudum Var 


7-  Tanju Okan - Öyle Sarhoş Olsam ki


8- Barış Manço - Unutamadım


9- MFÖ - Benim Hala Umudum Var


Alp, 29/7





Schindler's List

Bu gece saat sabaha karşı 3 civarları. Ulan üzerimde nasıl bir efkar var inanamadım. Kendimi bir an şu soruyu sorarken buldum "A**** k**** gecenin 3ünde neyin efkarı bu, nereden çıktı?" Neyse derin düşüncelerimi bir kaç şarkıyla dertleştirmek istedim. İşte parmaklarım o kare prizmada şu şarkılara gitti.

Orhun, 28/7

1- Phil Collins - In The Air Tonight

 

2- Whitesnake - Is This Love


3- Wham! - Careless Whisper

 

4- Phil Collins - Another Day In Paradise


5- Marc Anthony - Don't Let Me Leave


6- Whitney Houston - I Have Nothing


7- Depeche Mode - Freelove


8- Lionel Richie - Lady


8- Maroon 5 - Lost Stars


9- Spandau Ballet - True


10- Simply Red - Remembering The First Time


11- Sting - Shape Of My Heart


12- Robbie Williams - Feel


13- Depeche Mode - A Question Of Lust


14- Guns N' Roses - This I Love


15- Black - Wonderful Life


16 - George Michael - Kissing A Fool







29 Haziran 2015 Pazartesi

Corona

Sene: 1925
Yerler: İstanbul, Türkiye - Meksika - San Sebastian, İspanya

 Bir gün yine bizim Ragıp Abinin yerinde, Avrupa’nın merkezinde Eminönün’de demleniyordum. Demleniyordum, çünkü dertliydim. Arkadaki plakta çalan "Tanju Okan - Tek Dostum"la dertlerime ortak oluyor yükümü hafifletmek için o da çaba sarfediyordu. Osmanlı’nın kötü gidişatı beni gerçekten çok üzüyordu. Hegemonyam altındaki İpek yolu ve baharat yolu, lanet coğrafi keşiflerden beri her geçen gün The Wall Street’te değer kaybediyordu. Sanmıyordum buradan gelecek paranın benim jetin yakıtına yeteceğini. 
 Hemen her zaman olduğu gibi zehir düşüncelere dalacaktım ki, ayyaş Belçikalının biri güzelim masanın üstüne düştü. Ne kadar meze, ne kadar rakı varsa anasını avradını s*****ten sonra s***** olup Ragıp abinin mekanından çıktı. Moralim daha da bozulmuştu, her şey yine boka sarıyor gibiydi. Düzelecekti biliyordum çünkü içimde bir anda şu sorunun cevabını aramaya başlamıştım “Peh bu kansız p******k ne içmişti de benim masaya bodoslama girdi?” Cevap basitti aslında “Bira”. İşte tam o anda anladım. Alkol işine girecektim ama kültürel takılmayacaktım, bunlara rakı verirsek Belçika’nın o güzelim sokaklarında suç oranı delikanlılıkla birlikte doğru orantılı bir şekilde arttırabilirlerdi.
 iPhone’umdan o güzel bira için gerekli elementlerin madenini buldum. Jeti hazırlaması için Selahattin'e emri verdim. Rotamız Meksikaydı.
 Kafamdaki bira şu şekildeydi. Öyle bir bira üretecektim ki insanlar bunu hem kafa olmak hem de güzel fast foodlarının, pizzarının yanına sipariş edebilecekleri hafif bir lezzet olacaktı. Lanet Belçika pazarındaki gibi vodka oranı içeren bir bira olmayacaktı.
 Zaman geçmeden bir kimyager ve gıda mühendis ile anlaştım. Bu arkadaşlar üretecek bende tasarım ve pazar işlerine bakacaktım.
 Elemanlar "La cervaza mas fina" üretimindeyken ben San Sebastian’da güneşleniyordum yani iş icabı. Elimde biramı hissetmeye çalışıyordum. Bir anda San Sebastian’ın güzelim kumsalını biramla bağdaştırdım. Sarı sarı. O güzel San Sebastian kumsalının dalga ve gökyüzüyle buluştuğu gibi biramda ambalajıyla buluşacaktı. Renkler tabi ki hazırdı. Beyaz, mavi ve biranın sarısı. 
 Krallar gibi bir bira olacağından tacı ortaya koydum, sağ ve solada kimyager ve gıda mühendisini sembolize eden mitolojik canlılarıda yerleştirdim ve adına “CORONA” dedim. İşte o yıl bu yıldır Belçika biralarına koyuyoruz. 

Orhun, 1925-30/6




28 Haziran 2015 Pazar

Tutsak Wimbledon (Wimbledon Nasıl İzlenir?)



 Öncelikle herkese tekrardan merhabalar. Wimbledon'a saatler kala bu güzel gecede, bir iki canımı sıkan durumu size aktarmak istiyorum. Öyle bir tv, öyle bir ticaret kafamız var ki aynı Bayern Münih gibi. Rakibini sahada yenmenin haricinde öyle bir transfer politikası takın ki rakibindeki en değerli oyuncuyu satın al -sana yaramayacak bile olsa- ki kale içten çöksün, bir iki sezon toparlayamasın. Hemen bu politikayı günümüzdeki tv sektörüyle bağdaştırıyorum. Malum “yayıncı kuruluş” Türkiye’de ne kadar spor ne kadar önemli organizasyon varsa kendi kanallarına topluyor ve toplumun belli bir kısmını bunlardan mahrum bırakıyor. Hadi futbol’u geçtim. Gerçekten Türkiye için can damar sporlardan bir tanesi ve bağımlısı çok fazla. Lakin arkadaş Basketbol 1. Ligi, Formula 1 ve Wimbledon’ı neden alırsın ya.. İşte bu yüzden. Sen futbol harici birinde keyif geçirme yoksa futbol haricindekiler senin değerlin olur ve neme lazım sana yeter. Yetmesin. Hepsine sahip olmalı ki doğrudan veya dolaylı yoldan kendisine abone olasın. Belli başlı sözleşmelerle sana bir kere imzayı attırsın, yandın. Yakayı kurtarmak ne mümkün... Buna fırsat vermemek için belli başlı yollardan en azından Wimbledon için yolu sizlere paylaşıyorum.

1- Öncelikle Google Chrome için VPN eklentimizi indirip tarayıcımıza kuruyoruz. Tavsiye olarak dotVPN’i öneririm. (link: https://chrome.google.com/webstore/detail/dotvpn-%E2%80%94-better-than-vpn/kpiecbcckbofpmkkkdibbllpinceiihk )

2- Sağ üstteki Chrome’a ekle seçeneğini tıkladıktan sonra kurulumu e-mailimizi yazarak ve şifre belirleyerek gerçekleştiriyoruz.

3- dotVPN seçeneklerinden en alttaki konumumuzu United Kingdom olarak seçiyoruz.

4- Son olarak BBC’nin sitesinden kanalları canlı olarak izliyoruz.
(BBC1 :http://www.bbc.co.uk/iplayer/live/bbcone )
(BBC2 : http://www.bbc.co.uk/iplayer/live/bbctwo )
(BBC Sport: http://www.bbc.co.uk/sport/)

Not: Wimbledon İngiltere’de BBC’den canlı olarak yayınlanacaktır. 

Not2: Şahsen ben böyle izlemeyi düşünüyorum. Herhangi olası bir sıkıntı durumda güncelleme yapacağım.

Not3: Görüntü kalitesi sizin internet bağlantınızla doğrudan orantılıdır. İnternetten bilgisayarınıza gelen hızda değişim olduğunda video player otomatik olarak kaliteyi düşürüp arttırabilir. Tarayıcınızda sadece BBCde tenisi izlediğiniz sekmenizin açık olması da kaliteyi yukarı çeker. Facebook'u twitter'ı kapatın tenise odaklanın :)

Keyifli Seyirler..


Orhun, 28/6

21 Haziran 2015 Pazar

Titanik (RMS Titanic)

Sene : 1912
Yer : Atlantik Okyanusu

 Bir ilkbaharın o güzel çiçek kokularıyla etrafımızı sardığı günde New Yorktaki plazama jetimle uçmak için bavulumu hazırlıyordum. Havaalanına doğru Rolls Royce'um hızlıcana akarkene birden iphone'um çaldı. Arayan sağdık yardımcım Selahattin idi. Selahattin telefonda " Orhun bey jetinizin motor kısmında oluşan bir arızadan dolayı uçuşunuz iptal oldu ve yedek parça için uzun bir süre beklemek gerekli." dedi. Bende "Tamam koçum bi b*ku beceremezsiniz bensiz." diyip telefonumu kapattım. Canım içten içe o İngiltere'nin kasvetli havasını daha fazla solumak istemiyordu. Bir an önce New York'a kaymak istiyordum. Sonra telefonuma gelen bi mailde 10 Nisan'da Southampton'dan New York'a giden bir ciks geminin bildirisini aldım. İçimden "Oohh temiz.Şimdi Müfitciğim’i da ararım mis gibin okyanus havası alırız hemde NY'a kaçarım." diye geçirdim. Belli başlı bir kaç telefon görüşmesinden sonra Müfit ile birlikte Ragıp abiyide bizimle gelmeye ikna ettim ve hemen biletleri ayırttım. Aradan geçen bir kaç günden sonra bavullar yüklenip gemiyi kalktı ve "Yeni Dünya"ya doğru yol almaya başladık. Gemi zehir gibi gidiyor yolculuk her gün daha güzel bir hal alıyor günler birbirini kovalıyordu. Taaa ki 5. güne kadar! Yolculuğun 5. günün akşamında her zaman olduğu birinci sınıf güverteye kurmuşuz masamızı  Ragıp abinin mezeleriyle -bu sefer manzara sıkıntımız yok mis gibi havada okyanusa karşı - demleniyoruz. Keyifler yerinde orkestradaki elemanların her birine 5'er kağıt sıkıştırmışız Müslüm Baba'dan "Kaç Kadeh Kırıldı" çaldırıyoruz. Her şey gayet iyi ortam mükemmel derken gemi de olağan insan sesinde biraz artış olduğunu farkettik derken güvertede bir genç belirdi ve " Ananı s****** batıyoruz" diyip okyanusa atladı. Bizde birbirimize dönüp "Hass****r'i çektikten sonra Müfit bana dönüp "Biletini alacağın gemiyi s******" dedi. Gemide ki karışıklık git gide büyüyor insanlar arası panik oranı artıyordu. Her geçen saniyenin aleyhimize işlediğinin farkındaydım ve bir hışımla iphone'uma ulaştım ve swarmda çek-in imi yaptıktan sonra sadık yardımcım Selahattini arayıp çek-in yaptığım yere denizaltımı yollamasını söyledim. Rus yapımı denizaltım 2 saat içerisinde Amerikadan Titanic'in bulunduğu koordinatlara ulaşmasını bekliyordum. Beklediğim gibi de oldu. Aradan iki saat geçti - ama ne iki saat gemi ayaklarımın altından gidiyordu- telefonum titredi arayan özel şöförum Yakuptu. Yakup telefon da " Beyim dediğiniz koordinatlardayım" dedi. Bende buna karşılık "Nerede kaldın P******k , ölüyoz burada" dedim.Ve denizaltını denizin üstüne çıkarması komutunu verdim. Şöförüm dediğimi yerine getirdi ve olayı gerçekleştirdi. Geminin kıç tarafında beliren denizaltımı görünce " Hayt canım benim, demirini yieerim" dedim. Okyanusa ben ve peşi sıra Ragıp abi ile Müfit atladı. Hemen malzemeye girişiverdik. Malzemeye girer girmez gemi çat dedi orta yerinden ikiye ayrıldı. Burun kısmına nazaran kıç kısım daha yavaş batıyordu. Sona yaklaşmıştık "Titanic - Liverpool " yazısının kayboluşunuda izledikten sonra torpidoya yöneldim ve içinden tansiyon ilacımı aldım. Bizim çocuklara dönüp dedim ki "Kalpten gidiyorduk iyi mi?"

- Orhun, 1912
"Deniz altımdan çektiğim bir kare"