anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2015 Pazartesi

Corona

Sene: 1925
Yerler: İstanbul, Türkiye - Meksika - San Sebastian, İspanya

 Bir gün yine bizim Ragıp Abinin yerinde, Avrupa’nın merkezinde Eminönün’de demleniyordum. Demleniyordum, çünkü dertliydim. Arkadaki plakta çalan "Tanju Okan - Tek Dostum"la dertlerime ortak oluyor yükümü hafifletmek için o da çaba sarfediyordu. Osmanlı’nın kötü gidişatı beni gerçekten çok üzüyordu. Hegemonyam altındaki İpek yolu ve baharat yolu, lanet coğrafi keşiflerden beri her geçen gün The Wall Street’te değer kaybediyordu. Sanmıyordum buradan gelecek paranın benim jetin yakıtına yeteceğini. 
 Hemen her zaman olduğu gibi zehir düşüncelere dalacaktım ki, ayyaş Belçikalının biri güzelim masanın üstüne düştü. Ne kadar meze, ne kadar rakı varsa anasını avradını s*****ten sonra s***** olup Ragıp abinin mekanından çıktı. Moralim daha da bozulmuştu, her şey yine boka sarıyor gibiydi. Düzelecekti biliyordum çünkü içimde bir anda şu sorunun cevabını aramaya başlamıştım “Peh bu kansız p******k ne içmişti de benim masaya bodoslama girdi?” Cevap basitti aslında “Bira”. İşte tam o anda anladım. Alkol işine girecektim ama kültürel takılmayacaktım, bunlara rakı verirsek Belçika’nın o güzelim sokaklarında suç oranı delikanlılıkla birlikte doğru orantılı bir şekilde arttırabilirlerdi.
 iPhone’umdan o güzel bira için gerekli elementlerin madenini buldum. Jeti hazırlaması için Selahattin'e emri verdim. Rotamız Meksikaydı.
 Kafamdaki bira şu şekildeydi. Öyle bir bira üretecektim ki insanlar bunu hem kafa olmak hem de güzel fast foodlarının, pizzarının yanına sipariş edebilecekleri hafif bir lezzet olacaktı. Lanet Belçika pazarındaki gibi vodka oranı içeren bir bira olmayacaktı.
 Zaman geçmeden bir kimyager ve gıda mühendis ile anlaştım. Bu arkadaşlar üretecek bende tasarım ve pazar işlerine bakacaktım.
 Elemanlar "La cervaza mas fina" üretimindeyken ben San Sebastian’da güneşleniyordum yani iş icabı. Elimde biramı hissetmeye çalışıyordum. Bir anda San Sebastian’ın güzelim kumsalını biramla bağdaştırdım. Sarı sarı. O güzel San Sebastian kumsalının dalga ve gökyüzüyle buluştuğu gibi biramda ambalajıyla buluşacaktı. Renkler tabi ki hazırdı. Beyaz, mavi ve biranın sarısı. 
 Krallar gibi bir bira olacağından tacı ortaya koydum, sağ ve solada kimyager ve gıda mühendisini sembolize eden mitolojik canlılarıda yerleştirdim ve adına “CORONA” dedim. İşte o yıl bu yıldır Belçika biralarına koyuyoruz. 

Orhun, 1925-30/6




21 Haziran 2015 Pazar

Titanik (RMS Titanic)

Sene : 1912
Yer : Atlantik Okyanusu

 Bir ilkbaharın o güzel çiçek kokularıyla etrafımızı sardığı günde New Yorktaki plazama jetimle uçmak için bavulumu hazırlıyordum. Havaalanına doğru Rolls Royce'um hızlıcana akarkene birden iphone'um çaldı. Arayan sağdık yardımcım Selahattin idi. Selahattin telefonda " Orhun bey jetinizin motor kısmında oluşan bir arızadan dolayı uçuşunuz iptal oldu ve yedek parça için uzun bir süre beklemek gerekli." dedi. Bende "Tamam koçum bi b*ku beceremezsiniz bensiz." diyip telefonumu kapattım. Canım içten içe o İngiltere'nin kasvetli havasını daha fazla solumak istemiyordu. Bir an önce New York'a kaymak istiyordum. Sonra telefonuma gelen bi mailde 10 Nisan'da Southampton'dan New York'a giden bir ciks geminin bildirisini aldım. İçimden "Oohh temiz.Şimdi Müfitciğim’i da ararım mis gibin okyanus havası alırız hemde NY'a kaçarım." diye geçirdim. Belli başlı bir kaç telefon görüşmesinden sonra Müfit ile birlikte Ragıp abiyide bizimle gelmeye ikna ettim ve hemen biletleri ayırttım. Aradan geçen bir kaç günden sonra bavullar yüklenip gemiyi kalktı ve "Yeni Dünya"ya doğru yol almaya başladık. Gemi zehir gibi gidiyor yolculuk her gün daha güzel bir hal alıyor günler birbirini kovalıyordu. Taaa ki 5. güne kadar! Yolculuğun 5. günün akşamında her zaman olduğu birinci sınıf güverteye kurmuşuz masamızı  Ragıp abinin mezeleriyle -bu sefer manzara sıkıntımız yok mis gibi havada okyanusa karşı - demleniyoruz. Keyifler yerinde orkestradaki elemanların her birine 5'er kağıt sıkıştırmışız Müslüm Baba'dan "Kaç Kadeh Kırıldı" çaldırıyoruz. Her şey gayet iyi ortam mükemmel derken gemi de olağan insan sesinde biraz artış olduğunu farkettik derken güvertede bir genç belirdi ve " Ananı s****** batıyoruz" diyip okyanusa atladı. Bizde birbirimize dönüp "Hass****r'i çektikten sonra Müfit bana dönüp "Biletini alacağın gemiyi s******" dedi. Gemide ki karışıklık git gide büyüyor insanlar arası panik oranı artıyordu. Her geçen saniyenin aleyhimize işlediğinin farkındaydım ve bir hışımla iphone'uma ulaştım ve swarmda çek-in imi yaptıktan sonra sadık yardımcım Selahattini arayıp çek-in yaptığım yere denizaltımı yollamasını söyledim. Rus yapımı denizaltım 2 saat içerisinde Amerikadan Titanic'in bulunduğu koordinatlara ulaşmasını bekliyordum. Beklediğim gibi de oldu. Aradan iki saat geçti - ama ne iki saat gemi ayaklarımın altından gidiyordu- telefonum titredi arayan özel şöförum Yakuptu. Yakup telefon da " Beyim dediğiniz koordinatlardayım" dedi. Bende buna karşılık "Nerede kaldın P******k , ölüyoz burada" dedim.Ve denizaltını denizin üstüne çıkarması komutunu verdim. Şöförüm dediğimi yerine getirdi ve olayı gerçekleştirdi. Geminin kıç tarafında beliren denizaltımı görünce " Hayt canım benim, demirini yieerim" dedim. Okyanusa ben ve peşi sıra Ragıp abi ile Müfit atladı. Hemen malzemeye girişiverdik. Malzemeye girer girmez gemi çat dedi orta yerinden ikiye ayrıldı. Burun kısmına nazaran kıç kısım daha yavaş batıyordu. Sona yaklaşmıştık "Titanic - Liverpool " yazısının kayboluşunuda izledikten sonra torpidoya yöneldim ve içinden tansiyon ilacımı aldım. Bizim çocuklara dönüp dedim ki "Kalpten gidiyorduk iyi mi?"

- Orhun, 1912
"Deniz altımdan çektiğim bir kare"

20 Haziran 2015 Cumartesi

Pisa Katedrali (Duomo di Pisa)

Sene : 1063 - 1090
Yer: Pisa, İtalya

Bir yaz güneşinin içimizi ısıttığı günlerden birini yaşıyordum. Pisa'da mucizeler meydanında kurmuşuz masamızı Müfit, Ragıp abi, Rıfkı ve ben deniz Orhun hep beraber viskimizi içip demleniyoruz. Ragıp abi de meşhur mezelerinden getirmiş masada yok yok sadece kuş sütü eksik idi. Masamızda kahkahalar hiç eksik olmuyor herkes birbirine latifeler attırıyordu. Tabi derdimiz tasamız yok bir önceki işimizden voleyi vurmuşuz keyifler yerinde. Sonra bir anda masaya sessizlik hakim oldu ve hepimiz birden düşüncelere daldık. Tam o sırada bir şey farkettim etraf boştu adeta in cin birbirine atlıyordu. Bu güzel arazide hiç bir şey yoktu. Bir hışımla dönüp bizim çocuklara dedim ki "La olm şimdi şurada bi mimari yapı olaydı da bakıp bakıp nemleneydik" . Müfitciğim beni onaylar bir şekilde "He vallahi hiç olmadı -Lan buna kaç ton çimento gitmiştir? - muhabbeti yapar geyiğimize geyik katardık." dedi. O anda bu Roma hükümetinden bi bok olmayacağını anlamıştım. Müfit'in cep telefonunu alıp bizim Biduino'yu aradım. Kendisi mimardır ve onu askerlik yıllarımdan Bodrumdan tanırım. Biduino ya " Birader şu an İtalyadayım. Mucizeler meydanı diyorlar ama bi s*k yok burada bişeyler dik buraya da bi nemlenelim." dedim. Biduino'da bana " Şu an işim var birader Katedrale bakın nemlenin" dedi. Şaşırmıştım meğer inşaatı yeni bitmiş Duomo di Pisa (Pisa Şehir Katedrali) bahçesinde demleniyormuşuz. Sonra kendime sordum " Kaç senedir demleniyoruz lan?"

Orhun, 1090