20 Haziran 2015 Cumartesi

Pisa Katedrali (Duomo di Pisa)

Sene : 1063 - 1090
Yer: Pisa, İtalya

Bir yaz güneşinin içimizi ısıttığı günlerden birini yaşıyordum. Pisa'da mucizeler meydanında kurmuşuz masamızı Müfit, Ragıp abi, Rıfkı ve ben deniz Orhun hep beraber viskimizi içip demleniyoruz. Ragıp abi de meşhur mezelerinden getirmiş masada yok yok sadece kuş sütü eksik idi. Masamızda kahkahalar hiç eksik olmuyor herkes birbirine latifeler attırıyordu. Tabi derdimiz tasamız yok bir önceki işimizden voleyi vurmuşuz keyifler yerinde. Sonra bir anda masaya sessizlik hakim oldu ve hepimiz birden düşüncelere daldık. Tam o sırada bir şey farkettim etraf boştu adeta in cin birbirine atlıyordu. Bu güzel arazide hiç bir şey yoktu. Bir hışımla dönüp bizim çocuklara dedim ki "La olm şimdi şurada bi mimari yapı olaydı da bakıp bakıp nemleneydik" . Müfitciğim beni onaylar bir şekilde "He vallahi hiç olmadı -Lan buna kaç ton çimento gitmiştir? - muhabbeti yapar geyiğimize geyik katardık." dedi. O anda bu Roma hükümetinden bi bok olmayacağını anlamıştım. Müfit'in cep telefonunu alıp bizim Biduino'yu aradım. Kendisi mimardır ve onu askerlik yıllarımdan Bodrumdan tanırım. Biduino ya " Birader şu an İtalyadayım. Mucizeler meydanı diyorlar ama bi s*k yok burada bişeyler dik buraya da bi nemlenelim." dedim. Biduino'da bana " Şu an işim var birader Katedrale bakın nemlenin" dedi. Şaşırmıştım meğer inşaatı yeni bitmiş Duomo di Pisa (Pisa Şehir Katedrali) bahçesinde demleniyormuşuz. Sonra kendime sordum " Kaç senedir demleniyoruz lan?"

Orhun, 1090



                


19 Haziran 2015 Cuma

Depeche Mode

Depeche Mode

 Türkiye’de çok fazla popüleritesi olmayan bu grubu ben bir nebze de olsa kendi çevreme bu blog arayıcılığıyla ben bıraktığı hisleri anlatma çabasına girişeceğim. 
 Öncelikle bana  “Birader sen nereden ilk keşfettin onları, nasıl onların dünyasına dahil oldun?” şeklince soracak olursanız şöyle anlatayım ufak hikayeyi. Biliyorsanız genel olarak Depeche Mode Enjoy the Silence ve Personal Jesus gibi şarkılarla kendini dünyaya tanıttı. İlk adımı “Just Can’t Get Enough” ile attığını da söyleyebiliriz. Bende ise durum birazcık farklı gelişti. Her nereden geldiyse iPod’umda bir “Freelove” buldum. Bu şarkı, bazen beni ağlatma derecesine getirebilmesine, bana o kadar dokunabilmesine rağmen Depeche Mode’u araştırma diğer şarkılarını bulma çabasına girmedim. Belki Freelove can get enough for me idi. Lise sonu, üniversiteye geçiş yazında babamın kasetlerindeki parçalar beni daha kendine çekmeye başladı ve güzel bir 80ler arşivi yapma kararı aldım. Tabi ki araştıracağım ilk grup Depeche Mode olacaktı. Sağ olsun torrent arkadaşımızdan kendilerinin tüm diskografisini indirdim ve dinlemeye başladım. Kulağımın aşina olduğu bir iki parça dışında çok sevemedim aslında başta. Ama garip birşeydir ki eğer şarkıları müzik çalarınıza atmışsanız ve şarkılarından herhangi biri, siz şarkıyı değiştirmeye müsait olmadığınız bir anda yarıya kadar çalmışsa işte durum o zaman sıkıntı. Öyle acayip bir kimyası varki depeche mode’un o nakarat kısmı beyninizi iki gün boyunca yiyebiliyor. Daha önce şarkıyı sevmemiş olsanız bile o günden itibaren günde 40 defa dinliyorsunuz. Şahsen bende Lilian, Suffer Well, In Chains bu etkiyi yaptı.
 Şarkıların bu fiziksel yapısının yanı sıra Martin Gore abimizin sahip olduğu lirik yazma yeteneği bu şarkıları inanılmaz bir boyuta çıkarıyor. Bazen sormuyor değilim, sen hangi kafada yazdın arkadaş bunu? Bu adamın alkolik olması bana hiç şaşırtıcı gelmedi şahsen bana. Özellikle “Never Let Me Down Again” i bir viski veya kokain’e yazdığını çok rahat cümlelerden anlayabilirsiniz. 
 Velhasıl Depeche Mode benim hayatımdan öyle bir yer edindi ki artık duygularım Dave Gahan’ın sesi, Martin Gore’un lirikleri olmadan yapamıyorlar.
 Bir kaç dip not düşmek gerekirse Depeche Mode, ilk olarak Martin Gore, Andy Fletcher ve Vince Clark tarafından “Composition of Sound” adıyla 1980 yılında kurulmuştur. Lakin Martin Gore’un haricinde liriklere daha anlam katacak onları daha mükemmel kılacak olan bariton ses Dave Gahan’ı bulmuşlar - çokta iyi yapmışlar. Ne yazık ki Vince Clark '82 de gruptan ayrıldı. 1983'te kendilerine 1993'e kadar eşlik edecek Alan Wilder dahil oldu. Hepsinin kendilerine ait yetenekleri olması rağmen Dave Gahan, Alan Wilder (Recoil) ve Martin Gore'un çıkardıkları solo albümler bekleneni verememişlerdir. Bu yüzden Depeche Mode bir bütündür, parçalanamaz. Ayrıca abilerin 13 tane stüdyo albümleri bulunmaktadır. Son olarak 2013’te Delta Machine’i piyasaya sürdüler.


-Orhun, 2015 

18 Haziran 2015 Perşembe

Çernobil Faciası (Chernobyl Disaster)

Sene: 1986
Yer: Pripyat, Kiev, USSR

Bir ilkbahar ferahlağının olduğu sabahta San Franciscodaki evimde gözümü açmıştım. Kalktığım gibi bir telefon geldi. Arayan kişi Dimitriydi. Dimitride zeki mi zeki, zehir gibi çocuktur. Üniversite eğitiminde İstanbul'da kendisine az ders çalıştırmadım sonunda benim yüzümü kara çıkarmadı bilim adamı oldu. Neyse konumuza dönelim. Dimitri telefonda " Orhun abi, Ruslar nükleer santralde bi deney yapacaklar seninde fikrini almak istiyorlar" dedi. Bende kendilerini hiç kırmayacağımı söyleyip yerel saat ile 19.00'da orada olacağımı belirttim. Akşam dediğim vakitte Pripyat'a vardım. Sağolsunlar beni güzel karşılar. Bir gün sonra deneyin yapılacağı reaktörün yanına gittim. Malzemeyi inceledikten sonra yanımdaki Rus görevliye " Koçum siz deneyi yapmayın bu iş sıkıntı" dedim. Lakin küstah Rus görevli bunu pek kale almayacak bir şekilde bana bunu yapacağız dedi. Benim neden öyle dediğimi merak etmiş olsalar gerek, benden bir rapor hazırlamamı istediler.  Tabi basit değil koskoca reaktör bunlar kafaya koymuş yapacaklar bunu. Hemen Rıfkıcığımı arayıp Amerika'daki Türk mühendisleriyle birlikte jetime atlayıp buraya gelmesini söyledim. Rıfkı ekibiyle birlikte 1 gün sonra yanıma geldiler. Ayhan, ekibi, ben, Dimitri bu deneyi etraflıca düşündük, tartıştık, güzel bir rapor hazırladık. Raporu sunmak için Rus mühendisleri toplantı odasına çağırdım. Konuşmam şöyle idi. " Bakın, olum siz bu deneyi yaparken reaktör kapanmasın diye acil soğutma sistemini devreye sokan güvenlik elemanını devreden çıkaracaksınız. Etmeyin eylemeyin." Sinirlenmiştim ve konuşmama şöyle devam ettim " Lan olum bu oyuncak ayının pili mi lan? Koskoca reaktör boru mu ? Bir sıkıntı olursa ne olacak bu memleketin hali? " diye yakardım. Ruslar hala beni pek kale almıyorlardı ve bende elimi masaya vurduğum gibi odadan çıktım. Ertesi gün Rıfkıyla San Francisco daki evime döndük. Tarih yaprakları 21 Nisanı gösteriyordu. 1 hafta olmadan arkadaşlar deneyi yaptılar ve tabiri caiz ise "ortalığın ***** koydular". Ondan sonra dünyada binlerce insan bundan sebep öldü. Bende çaresizlikten kendimi yedim bitirdim fakat içimi rahatlatan tek cümle vardı. "Ben dediydim aga" .


-Orhun,1986

Not: Türk Doktor Behram Kurşunoğlu'nu facia sonrasında Sovyetler Birliği, bilgisinden yararlanılmak üzere kendisini Moskovaya davet etmiştir.
(kaynak: 01.05.1986 Milliyet Gazetesi 5.sayfa )

Virgin Records


Sene: 1972
Yer: Istanbul , Türkiye - Londra , İngiltere

Bir kış günüydü. 1800'lerden beri ilk defa ciddi maddi sıkıntı çektiğim bi günde soluğu Eminönü'nde Ragıp abinin yerinde almıştım. Mezesiyle ünlü bu abim bana güzel bir masayı eski günlerin hatrına donatmıştı.Kafamda nasıl maddi durumu düzeltirik soruları dolanıyordu. Rakımı yuvarladıktan sonra yavaştan evime dönme kararı aldım. Fakat canım Porsche mi kullanmayı bırak, otobüse dahi binmek istemiyordu. Bende yüremekte karar kıldım ve İMÇ bloklarına doğru yöneldim. Saatler akşam 7yi 26 dakika 35 saniye geçerken (Saatim Rolextir. Dakiklikte bi numarayım) İmç bloklarındaydım. Dikkatimi bir şey çekti. Saat paydos saatini geçmiş olmasına rağmen plakçılar hınca hınç doluydu. Köpek gibi plak satılıyordu. Tam işte o an üstün fikir bulma kabiliyetimin ürünü tepkiyi içimden "Haayt canım benim buldum" diyerek verdim. Plak işine girecektim. Hemen cebimden iphone'umu çıkardım ve kadim dostum olan Richard'ı aradım. İsminden de anlayabileceğiniz üzere "Rich"ardın maddi durumu gayet iyiydi zamanında. Richard'a "Olum Richard döneme ayak uyduracağımız işi buldum. Plak-Kayıt şirketi kuracağız" dedim. O da bana "abi bende düşünüyordum lakin atılmaktan korkuyorum ama sen bu fikri bana yönelttiğine göre bişey biliyorsundur " dedi. “Tabi lan” diye gururumu sesime döktükten sonra hiç beklemeden çalışmaları başlatmasını söyledim. 1 ay içerisinde şirketin binası bulanacak ve işlemler başlayacaktı. Şirket binasının tasarım, ses kayıt üniteleri, ses sitemleri gibi işleri kendime alıp evrak geyiklerini ve şirketin ismini Richard'a bıraktım. Biliyorsunuz ki o zamanın Londrasında emlak olayları da zor iş. Tabi biz zoru severiz diyip eski dostum Ragıp abimi aradım. Ragıp abim Londranın emlak krallarındandır beni kırmadı hemen güzelinden binayı ayarladı ve tasarım işlerinde de bana yardımcı oldu... Neyse ki aradan 1 ay geçti. Bende şirketin açılışı için jetimle Londra'ya uçtum. Tam ben geldiğim sırada şirketin tabelası asılıyordu. Birde ne göreyim koskocaman "Virgin Records" yazıyordu tabelada. Bütün şaşkınlığımla sorumu Richard'a yönelttim "Lan olum Richard. Virgin Records nedir? Başka isim bulamadın mı ? " fakat aldığım cevap çok can alıcıydı " Vallahi abi ben Virgin seviyorum".

-Orhun, 1972


















"Açılıştan bir hafta sonrası"